İntizar kelimesi Arapçada "bekleme" demektir. Ama Şii geleneğinde bu kelime, sıradan bir beklentiden çok daha derin bir anlam taşır: İmam Mehdi'nin zuhurunu beklemek. Gaybette olan imamın geri dönüşünü ummak.
Bu beklenti nasıl anlaşılmalıdır?
Yanlış anlaşıldığında intizar şuna dönüşür: edilgen bir süreç. "O gelince her şey düzelecek, ben şimdilik elimden geleni yaparım." Ya da daha tehlikelisi: "O gelince hesaplaşılacak; ben şimdi beklerim."
Bu anlayış, intizarı bir çeşit ahlâki ertelemeye dönüştürür. Ve ahlâkı ertelemek, onu yaşamamaktır.
Bekleyenin Sorumluluğu
Bir şeyi beklemek, o şeye hazırlanmayı gerektirir.
Bir çocuk doğumunu bekleyen ebeveyn, çocuk gelmeden önce evi hazırlar, kendini hazırlar, dünüşünü değiştirmeye başlar. Beklenti, eylemdir.
Bir sınav gününü bekleyen öğrenci, sınav günü gelene kadar çalışır. Beklenti, hazırlıktır.
Peki adil bir dünyayı bekleyen insan ne yapmalıdır?
Cevap açıktır: O adil dünyanın bir parçası olmak için kendini şimdiden dönüştürmeye başlamalıdır.
İntizar; "O gelince adalet gelecek" demek değildir. İntizar: "Ben şimdiden adil olmak zorundayım ki O'nun geleceği dünyaya layık olayım" demektir.
Gaybete Dair Bir Anlayış
İmam'ın gaybeti — uzakta, görünmez olması — aslında bir sınav zeminini anlatır.
Bir lider gözlemlendiğinde insanlar kendilerini gösterirler. Ama kimse bakmıyorken, denetçi yokken, hesap sorulmayacakken — o zaman gerçek karakter ortaya çıkar.
Gaybet döneminin ahlâki mesajı budur: Gözlenip gözlenmediğine bakma. Doğru olanı yap.
Bu anlayış, intizarı salt bir dini inançtan çıkarır ve evrensel bir ahlâk ilkesine dönüştürür. Çünkü bu, her insanın kalbinde çözmesi gereken bir sorudur: Kimse bakmıyorken ne yaparsın?
İntizarın Üç Boyutu
Gerçek intizar üç düzlemde yaşanır:
Kişisel düzlem: Kendi nefsini ıslah etmek. Kibri, öfkeyi, cimriliği, ikiyüzlülüğü fark edip dönüştürmeye çalışmak. Bu, intizarın en temel boyutudur.
İlişkisel düzlem: Çevresindekilerle adil, dürüst, merhametli ilişkiler kurmak. Sözünde durmak. Emanetlere sahip çıkmak. İnsanların onurunu korumak.
Toplumsal düzlem: Yaşadığı toplumda adaletsizliğe sessiz kalmamak. Güçsüzün yanında yer almak. Zulme ortak olmamak.
Bu üç boyut, birbirinin tamamlayıcısıdır. Sadece kişisel dönüşümü hedefleyen biri, toplumsal sorumluluğu görmezden gelir. Sadece toplumsal aktivizmi öne çıkaran biri, kendi iç dünyasının karanlıklarını göremiyor olabilir.
Sabır ile Tembellik Arasındaki Sınır
İntizarla ilgili en tehlikeli yanlış anlama şudur: sabrı tembellikle karıştırmak.
Sabır; zor koşullarda dayanmak, olgunlaşmayı beklemek, aceleyle yanlış yapmamaktır. Değerli bir erdemdir.
Tembellik ise; harekete geçmek yerine "zaten değişmez" demek, sorumluluktan kaçınmak için inancı araç etmektir.
İntizar, sabır gerektirir. Ama asla tembelliği meşrulaştırmaz.
Hüseyin, Kerbelâ'da beklemedi. Durdu. Muhalefet etti. Ödedi. Ve bu duruş, intizarın en güçlü örneğidir: henüz gelmeyeni içinde yaşamak.
Mehdi'nin geleceği dünyaya layık olmak, o dünyayı şimdiden kendi içinde, kendi ilişkilerinde, kendi eylemlerinde inşa etmekle başlar.
Bekleyiş; eylemsizlik değil, en yoğun hazırlık hâlidir.